Topçuoğlu: Binlerce Başımız Olsa Kudüs İçin Feda Olsun
Şehid Serdarı Anma Komitesi tarafından organize edilen ve Kudüs TV'den canlı olarak yayınlanan programda Mavi Marmara Şehidi Çetin Topçuoğlu'nun kardeşi Cumali Topçuoğlu'nun yaptığı konuşmanın tam metni

Şehid Serdarı Anma Komitesi tarafından organize edilen ve Kudüs TV'den canlı olarak yayınlanan programda Mavi Marmara Şehidi Çetin Topçuoğlu'nun kardeşi Cumali Topçuoğlu'nun yaptığı konuşmanın tam metni
 
Bismillahirrahmanirrahim;
 
Öncelikle, Kasım Süleymani’ye gıyabında ve şahsında heran hazır olduğu ruhu ile orada bulunduğu düşüncesiyle selam ediyorum. siz sevgili konuklara selam ediyorum, Nurettin bey size özellikle teşekkür ediyorum, Her zaman siz yaşayan şehidleri ve şehadet kanıyla İslam alemini aydınlatan, insanları dipdiri tutmayı, programlarınızda, dilinizde, kalbinizde ve çevrenizde aşk meran bir kişisiniz, size özel selam ediyorum.
 
Recai abime özel bir hususiyeti belirtip bir not düşmek istiyorum. Bu arada, Recai Yurdan abinin benim için ayrı bir yeri var. Kendisi bunu pek fazla bilmez, çünki kardeşi Selami Yurdan bizim için bir lider bir önder. Onun şehadeti ve kanı ile birlikte bizim önümüze apayrı bir dönem  açmış idi, Mavi Marmara şehidi Çetin Topçuoğlu’nu da şehadete götüren çizgi bana göre oradan başlamıştı. Ben her zaman söylerim bunu. Selami Yurdan bizim taa lisede talebelik yıllarımızda Bosna da şehadetinin arkasına bütün Türkiye de olduğu gibi Adana’da da büyük bir coşkuyla karşılanmış, ve büyük bir infial uyandırmıştı. O dönemlerde bende Selami Yurdan’ın açmış olduğu şehadet kapısından geçebilmek için yola çıkmayı denemiş olan kardeşlerinizdenim.
 
O dönemde biz Kudüs’e gitmek İsrail ile çarpışmak ve İsrail ile bir mücadelenin içerisine girmek ve onları yok etmek. Terör yapılanmasını bölgeden silmek için yeni yeni öğrendiğimiz bilgilerle gayret sarfediyorduk. Ama bunu ne fiziken ne maddeten nede arkadaşların düşünce yapısı itibarı ile uygun olmayacağını belirterek bizi geri bırakmışlardı. Selami Yurdan’ın şehadetinden hemen sonra bize bir yol açılmıştı. Bosna’ya koştuk,hemen hemen o dönemler benim ve arkadaşlarımızın bir ayı yollarda geçmişti. Slovakya’ya gitmiştik.  Hırvatistan’a geçmiştik. Fakat Bosna’ya çarpışma bölgelerine geçmeye muvaffak olamamıştık. 
 
Selami Yurdan’ın, oradan bize çok ciddi bir şehadet çağrısı vardı. O çağrıya o zamanlar icabet etmeye çalışmış. Fakat ulaşamamıştık. O içimizde her daim ukde olarak kaldı. Bu bilinç ve bu ukde ile geçirdiğimiz her bir zaman bizim için şehadete gidebilecek kapıların aralığını göstermeye çalıştığımız o dönemlerde, Şehid Çetin Topçuoğlu ağabeyim ile ilk ciddi enteresan hatıramdır. Aynı zamanda, o bizim her İslami hareketimize karşı çıkardı. O dönemler için solcu bir aileden geliyoruz. Sol düşüncenin Chp mantalitesinin hakim olduğu bir aileden geliyoruz. Bizim aile hemen hemen komple böyledir. Yani dönemin cumhuriyet sonrası cahil bıraktırılmış insanlarındandı bizim aile. Bu ailenin de en radikal mücadele veren kimsesi de Çetin Topçuoğlu’dur. O dönem için, maalesef demiyorum demekki o dönemin güzelliği imiş oda. İslami hareketlere karşı çıkar önünde dururdu. Bizim Bosna’ya gitmemizi de engellemeye çalışmıştı o dönem. Başka faaliyetlerimizi de engellemeye çalışmıştı. 
 
Ama Allah öyle bir şey nasip etti ki; Ankebut suresi 69. ayetini okuyunca kendisi bu yola baş koydu. Bu ayetten çok etkilenerek, mezar taşında da yazılıdır  bu ayet. “Bizim uğrumuzda cihad edenlere, şüphesiz yollarımızı gösteririz.’’ ayetini Çetin Topçuoğlu ciddi bir şekilde kanıksadı. Ondan sonrada Kudüs yolunda kendisine şehadet kapısı açılmıştı. Yani Recai abim sana özel söylüyorum. Kardeşiniz Selami, Çetin Topçuoğlu’nun şehadetinin bayrağıdır. Mavi Marmara şehidlerine selam olsun. Ve bununla birlikte tamamen İslami düşünceye girmiş kelime-i tevhid getirmişti.
 
Tüm Müslümanlar bugün Kudüs’ün özgürlüğü için herkes bu yola baş koymak için çaba sarfeder oldu. Kudüs yolunda çaba sarfetmesi gerektiğini itikadi bir mesele olarak düşünür olduk. Biraz önce sayın Betül Musevi’nin söylemiş olduğu gibi Kudüs’ün kurtuluşu  Müslümanlar için sadece bir düşünce deyildir. İtikadi bir meseledir. İsrail terör yapılanmasının bölgeden silinip atılması yok edilmesi kökünün kazınması her Müslüman için itikadi bir meseledir. Şayet deyilse itikadi bir sorgulama içerisine girip özeleştiride bulunup tövbe istiğfar etmeli ve tekrardan hak yola dönülmesi gerekir. Böyle bir anlayışın, böyle bir mücadelenin içerisinde olan her bir Müslüman; yaşadığı her bir anı Kudüs’ün kurtuluşu İsrail’in yok oluşu, katil cani olan Amerika’nın böyleden kovulması İngiltere’nin elinin ayağının çektirilmesi için çaba sarf etmelidir.
 
Bu düşüncelerin içerisinde bulunduğu her bir tefsir dersinde her bir hadis dersinde her bir fıkıh dersinde tüm grupların cemaatlerin yapısal derslerinde ele aldıkları konular her ne olursa olsun sonuç eğer Kudüs’ün özgürlüğüne götürmüyorsa, fasa fisodur. Hiç bir işe yaramayan kültürden sadece bir magazin ve folklorik yapılanmadır.
 
Bunun dışında müslümanların her okumuş oldukları, tefsirini görmüş oldukları ayet hadis ve İslam alimlerine ait olan her ne varsa bunlar onu Kudüs yolunda şehadete götürüyor olmalıdır. Götürmüyorsa bile Kudüs’ün özgürlüğü için kendisini feda edecek bir noktaya götürüyorsa o ders azizdir, mukaddestir. İslami derslerdir ve İslami sohbetlerdir mutlaka.
 
Şehid Çetin ağabeyimin bu yola baş koymasının en önemli sebeplerinden bir tanesi de buydu. Tefsir derslerine katılıyordu. Katılmış olduğu tefsir derslerinde Ankebut 69. ayeti okumuş olmanın vermiş olduğu kendisine açmış olduğu bu yolu iyi değerlendirdi. Zamanında değerlendirdi. Zamanı kaçırmamak için elinden gelen her çabayı sarf etti. Ve ilk Mısır’a araç konvoyu olduğunda adını yazdırmıştı.  Yazdırırken de çok ciddi bir gayret sarfetmişti. Kendisi belli bir yaş üzerinde olunca aldılar. Araç konvoyu ile Mısır’a gitti. Mısır’dan Gazze’ye geçtiler ve orada İslami hareketleri fiilen gördü. Şeyh Ahmet Yasin’in şehadetinden geriye kalmış olan tekerlekli arabasının parçalarının önünde çekilmiş olduğu bir resim vardı. Ona çok müteessir olduğunu anlatmıştı. O resmi bize anlatırken arkasından inşallah dedi ben bu yolda şehid olacağım. Şeyh Ahmet Yasin’in intikamını alacağım demişti. Allah’da kendiside sözünde durdu. O sözü yerine getirmesini nasip etti. Sözünde duran erler arasına kattı. Biz olayı çok önemsedik.
 
Bu Filistin’in kurtuluşu için çok önemli bir adımdı. Bizim ayrı bir sevincimiz ayrı bir coşkumuz o oldu. Çünkü biz Kudüs yolunda her ne kadarda ızdırap duyuyorsak ta bir bedel ödememiştik. O gün bedel ödedik. Bu bedel bizim için yeni bir şans, yeni bir kapı olduğu düşüncesiyle sevinmiş ve ayrı bir coşku olmuştu. Hatta demiştik ki burası bir cenaze evi değil düğün evidir. O cenazedeki konuşmamızda bunu söylemiştik. Bizim için bir düğün dernek olmuştu. Çünkü Rabbiyle buluşmaya giden sıradan bir şekilde ölüme gitmemişti. Bir şehadet ile gitmemiş. Kudüs şehidi olarak gitmişti. Bizim için medarı iftihardı.
 
Yani siyasi pek çok şey söylenebilir belki, çok rahat konuşulabilir belki,en kolay yaptığımız iş bunlar. Pek çok şeyi magazinsel konuşabiliriz. Belki pek çok şeyi belki  amelide konuşabiliriz. Ama itikadın ve amelin buluştuğu noktadan söyleyebilecek söz olunca insanın boğazına düğümleniyor. Anlatmakta ve ifade etmekte af buyurun, bazı şeyler var ki; insanın bunları aktarması gerçekten güç oluyor. Bu güçlük içerisinde sadece perdeyi aralayıp bakabildiğimizde şunu görüyoruz. Kudüs için kim olursa olsun ne şekilde olursa olsun her ne kadar gayret sarf ederse etsin ve ne kadar bedel ödemiş olsun gerçekten başımızın tacıdır. Hayatımızın minhacıdır. Bizim için asla yere düşürülmemesi gereken bir bayraktır.
 
Biz gördük ki şehadeti Mavi Marmara’nın özel bir hususiyeti olması ayrı bir dava, biz gördükki Kudüs şehidi olan Çetin Topçuoğlu gerçekten büyük bir şehid dir. Neleri terk edip neleri bırakıp kısa İslami hayatı döneminde neleri başarabildiği bizi çok ziyadesiyle memnun etmişti. Şehadetin de cenazesine  gelenler bana tesliyet bildirme yerine tebrik ettiler. Her gelene ben söylüyorum biz taziye kabul etmiyoruz. Tebrik kabul ediyoruz diye. Çünkü Çetin Topçuoğlu tebrik edilesi bir hareket yapmıştı. Kudüs yolunda götürdüğü yardımlar, içerisinde bulunmuş olduğu konvoylar filan hepsi bir tarafa, ödemiş olduğu o tertemiz şehadet kanı bizim için çok önemli bir tebrik sebebiydi. Bu sebepten dolayı biz kendimizi belli bir noktada coşkun ve iftihar içerisinde bir yerde görüyorduk.
 
Daha sonraki şehidler içerisinde de kendimize göre bir kıyaslama yaptığımızda şöyle veya böyle şehidler birbirinden üstün değil biraz önce Recai abi de söyledi hepsi birbirine yakındırlar ama bazıları var ki şehadetiyle öne çıkıyorlar. Diğerlerinden ayrılan bir noktaya çekiliyorlar. Diğerleri içerisinde parmakla gösterilecek bir noktaya geliyorlar. Mavi Marmara da bunların içerisinde böyle bir durum arz ediyordu. Onun için övüncümüzü lütfen kibrimize vermeyin sadece coşkumuza verin iftiharımıza verin.
 
Fakat gördük ki Kasım Süleymani’yi öğrendikçe durumunu anladıkça biz bir hiçmişiz. Hiç bir şeymişiz. Bizim varlığımız Kasım Süleymani’lere feda olsun. Kasım Süleymani’nin belki Mavi Marmara için anlamını bilmediğimiz bazı şeyler vardır. Ama izleyici kitlesinin de genelde bilinen bir şey olduğundan dolayı buraları geçerek şunu söylemek istiyorum. Kasım Süleymani ve diğer Kudüs için şehid olan şehidlerimiz bize şunu gösterdi. Kudüs bizim bitmeyen davamızdır. Bitmeyecek olan aşkımızdır. Bu bitmeyen sevda, verilen canlar, dökülen kanlar ile bedel ödemelerle, bitip de terk edilecek bir şeymidir?
 
Biz, binlerce başımız olsa Kudüs yoluna feda etmeye hazır bir milletiz. Bizim bilenimizde, bilmeyenimizde her vesile ile Kudüs’e kendisini feda edebilecek durumdadır, Benim annem ümmi bir kimseydi, fakat İslami bazı konular geldiği zaman canım feda diyerek başlardı konuşmaya. Hususen de, özelde de söylemiş olduğu bir şey vardı. Onu burada aktarmak istemiyorum ama, o düşüncelerin belki o kelimelerin neticesinde biz Kudüs şehidine sahibiz.
 
Kudüs şehidimizin arkasından Kasım Süleymani’yi öğrenince açıkça söyleyeyim ben buradan, Kasım Süleymani bizim çok iyi bildiğimiz beklide toplumda hiç kimsenin bilmediği, bizimde ara sıra duyup da üzerinde fazla düşünmediğimiz bir isimdi. Fakat Amerika’nın o hain saldırısı, Amerika’nın o kalleş saldırısı, cani saldırısı neticesinde biz Kasım Süleymani’yi duyduk ve öğrendik.  Kasım Süleymani bu ümmetin medarı iftiharı,  baş tacıymış. Sadece Serdar değil, o Serdar’ı ekber’miş meğer. Bu Serdarı Ekberden bahsederken de hacı Kasım Süleymani diye bahsetmek bence çok yetersiz bir kelime olarak kalıyor. Onu tarif ederken, o Serdarı Ekber şehadet mektebinin en baş tacı olan komutanlarından olması gereken bir kimseydi. Ve biz onu öğrendikçe utandık, utandıkça utandık. Bizim Kudüs davasına verdiğimiz bedel bir hiç imiş. Önemi ne olursa olsun, durumu ne olursa olsun meğer Kudüs’e hayatını canlı iken, yaşar iken adamış insanlar vardı.
 
Bu hayatlarının neticesinde ise kendilerine reva görülmüş olan kalleşce, hunharca bir saldırıda paramparça olmak varmış meğer. Bizim şehidimiz bir bütündü. Her ne kadar ufak tefek parçalanan yerleri olsa bile bütündü. Fakat Kasım Süleymani paramparçaydı. Bu yolda bedel ödemiş olanlar içerisinde sadece bir nefer olarak değil, bir serdar olarak hem de. Öyle bir serdar olarak ki, Serdarı Ekber olarak şehadete kavuşmuş olmasını ayriyeten tebrik ediyor, buradan kendisine canfeda selamlarımı sunuyorum.
 
Kasım Süleymani’yi öğrendikçe Kudüs için yaptıklarını öğrendikçe şahsımız adına mahçubiyet duruyoruz. Şayet bir gün hamaset duygularını bir tarafa bırakırsa bazı kimseler, öğrendiklerinden duyduklarından ve bildiklerinden dolayı gerçekten utanmaları gerekecek.
 
O gün, bugün olsun inşallah bir an önce hatadan dönsünler.
 

Diğer Yazılarımız