Şehit Süleymani ve Bölgesel Güvenlik Teorisi
İslam Devrimi Lideri İmam Hamaney'in resmi web sitesinde yayınlanan bir makale, Şehit Serdar Süleymani'nin bölgesel güvenlik teorisinin kaidelerini ortaya koyuyor.

İslam Devrimi Lideri İmam Hamaney'in resmi web sitesinde yayınlanan bir makale, Şehit Serdar Hacı Kasım Süleymani'nin bölgesel güvenlik teorisinin kaidelerini ortaya koyuyor. Batı Asya ülkeleri için topyekun bir güvenlik stratejisinin önemine değiniliyor.
 
HACI KASIM SÜLEYMANİ VE BÖLGESEL GÜVENLİK TEORİSİ 
 
 
16 Nisan 2019'da İslam Devrimi Yüksek Lideri, ünlü Şehit Orgeneral Süleymani'nin yoluna ve felsefesine atıfta bulunarak, “Şehit Hacı Kasım Süleymani'ye birey olarak bakmamalıyız. Ona daha çok bizi eğitmek için bir düşünce okulu, bir yol ve bir ekol olarak bakmalıyız. " Aşağıdaki yazıda yazar, General Süleymani'nin kişiliğinin bu yönüne ışık tutuyor.
 
“Bölgesel güvenlik” teorisi, Serdar Süleymani'nin en önemli bakış açılarından biridir ve bu teorinin idari boyutları İranlı ve bölgesel uzmanlar tarafından incelenmelidir. Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından, ABD önderliğindeki batılı ülkeler, Siyonist rejimin güvenliğini sağlamak için Batı Asya'nın yeniden yapılandırılmasını gündemlerinin en başına koydular. Bu komplo temelinde, bölge ülkeleri normalde güvensiz hale gelmeli, zayıflatılmalı ve birliklerini kaybetmelidir. Bölgesel ülkeler arasındaki sınır anlaşmazlıkları, Şii-Sünni hükümetler ve milletler arasındaki mezhepsel rekabetler, Pan-Kürdizm ve Pan-Arabizm gibi aşiret önyargıları, bölgesel gericiler gibi oyuncuların varlığı ve terörizmin ortaya çıkışı, Batılıların bölgede güvensizliğe neden olma hedefini gerçekleştirmelerine yardımcı olabilecek zayıf ve savunmasız noktalardan bazılarıydı.
 
Batı Asya'da güvenliğin zayıflatılması ve bölgenin yeniden yapılandırılması amacıyla, Suudi Arabistan ve Siyonist rejimin desteğiyle El Kaide ve DEAŞ gibi terörist ve tekfir grupları oluşturmak için çok yönlü bir proje yürütüldü. Bu projenin yönlerinden biri, İslam ülkelerini parçalayarak coğrafi sınırları yeniden şekillendirmekti. Bunu yapabilmek için, ulusların ulusal otoritesinin çökertilmesi ve toprak bütünlüğünün zayıflatılması gerekiyordu. Batılı teorisyenlerin bakış açısından Irak ve Suriye'nin parçalanması ve daha küçük topraklara bölünmesi İsrail'in çıkarlarına hizmet edebilirdi ve bu nedenle bu manada bazı önlemler almaları gerekiyordu.
 
Kavrayışı güçlü biri olarak Serdar Süleymani Batı siyasetini anladığından ve planlarının gerçekleşmesini engellemek istediğinden bölgesel güvenlik teorisini geliştirdi. Bu teori temelinde, Batı Asya İslam ülkelerinin güvenliği birbirini etkiler ve birbiriyle bağlantılıdır. Diğer bir deyişle, Suriye'deki güvensizlik Irak'ın güvenliğinin altını oyacak ve Irak'taki güvensizlik İran'ın güvenliğini tehlikeye atacaktır.
 
Sardar Süleymani, Batı Asya güvenliğini sağlamak ve batılı komplolara karşı harekete geçmek için Direniş modelini geliştirdi ve Direniş stratejisini geliştirme temelinde aşırılık ve terörizme karşı mücadeleyi şekillendirdi. Aslında, Hacı Kasım batılıların planlarını önceden boşa çıkarttı: Onlar, Siyonizm karşıtı kampta anlaşmazlık yaratmaya çalışıyorlardı, ancak Sardar Süleymani bu ülkeleri Direniş ekseni altında birleştirdi. Hacı Kasım’ın mucizesi, yedi milleti - Suriyeliler, Lübnanlılar, İranlılar, Pakistanlılar, Afganlar ve Iraklılar - Direniş şemsiyesi altına almasıydı.
 
Direniş eksenini İran kültürünü ve versiyonunu dayatarak değil, her ülkenin yerli kimliğinden ve kültüründen yararlanarak şekillendirdi. Lübnan kimliğiyle Hizbullah, Irak kimliğiyle Haşdi Şa'bi ve kendi ulusal ve yerel kimlikleriyle Zeynebiyun, Fatemiyun ve Haydariyun güçleri oluşturuldu ve büyümeyi başardılar. Bu nedenle günümüzde hiçbir unsur bu güçleri ortadan kaldıramaz ve etkileri her geçen gün artacaktır.
 
Serdar Süleymani, bölgesel güvenlik teorisiyle her ülkeyi hem kendi hem de komşu ülkelerinin ulusal güvenliğini sağlama konusunda duyarlı hale getirdi. Direniş ekseni, Batı'nın bölgesel coğrafyayı değiştirme ve İsrail'in güvenliğini sağlama planını engelledi. Olağanüstü bir direniş figürü ve terörizme karşı mücadelenin bir sembolü olarak 51 günlük savaşta Sünni Filistinlilerin yanında kaldı ve 33 günlük savaşta Hizbullah'ın Şii güçleri ile birlikte Siyonist rejimi yendi. Suriye krizin derinliklerinde iken, bizzat Beşar Esad'a yardı için koşarak yetişti ve Bağdat düşüşün eşiğindeyken DAİŞ güçlerinin içinden geçerek Bağdat'a geldi; istenen sonuçları alana kadar terörle mücadele operasyonunu yönetti.
 
Diğerkâm ve özverili Direniş güçlerinin yardımıyla Sardar Süleymani, bölge ülkelerinin ulusal otoritesini ve toprak bütünlüğünü savundu ve Siyonist rejim ve onun batılı ve Arap destekçileri üzerindeki pençesini sıkılaştırarak bölge uluslarının kalbindeki umudu yeniden alevlendirdi. Bu nedenle, İslam Devriminin Baş Lideri tarafından "İslam Ümmetinin Kahramanı" olarak nitelendiriliyor. Bugün de Batı Asya'daki anti-Siyonist ülkelerin birliği ve dayanışması ile Direniş ekseninden Direniş müttefik güçlerine geçiş, bölge ülkelerinin güvenliğini sağlamaya ve güçlerini artırmaya yardımcı olacaktır.
 
Sardar Süleymani ve Ebu Mehdi el-Muhandis'in korkakça öldürülmesinin yıldönümünde ve şehit olmaları vesilesiyle, herkes ABD'ye ve Siyonist rejime karşı güçlü bir bölgesel ittifakın ve Batı Asya ülkeleri için topyekun güvenliğin kurulmasını düşünmelidir. Serdar Süleymani’nin nihai hedefi Amerikan güçlerini bölgeden çıkarmaktı ve bu hedef er ya da geç gerçekleşecek. Dini Lider’in ifadelerinde vurgulandığı gibi "sert misilleme", Amerikan kuvvetlerinin bölgeden çekilmesi ve Kudüs'ün özgürleşmesi anlamına gelir. Bu gerçekçi olmayan bir hedef değildir ve bunu başarmakla yeni İslam medeniyetinin yaratılmasına giden yol pürüzsüz hale gelecektir.
 

Diğer Yazılarımız