Güneş: Şehid Serdar Zamanın Hamza'sıydı
Şehid Serdarı Anma Komitesi tarafından organize edilen ve Kudüs TV'den canlı olarak yayınlanan programda Eğitimci yazar Av. Emin Güneş'ın yaptığı konuşmanın tam metni

Evvela söylediklerinize bir ilave yapmak istiyorum. Millilikten bahseden adam şunu sormuş mudur? Neden İsrail Cumhurbaşkanı bu mecliste ayakta alkışlanmıştır? Bizim hangi Cumhurbaşkanımız İsrail’de alkışlanmıştır? Ya da Gazze’ye gidebiliyor mu? İkincisi bu ülkede Suudi Arabistan’da bir kral öldüğü zaman bayraklar yarıya indirilip yas ilan edilmiş, buna bir itirazı olmuş mudur? Bu yasın anlamı ve mantığı nedir? Bu ülkenin generalleri ağlama duvarlarının önünde kipalarla dolaşırken bunu sorgulamış mıdır? Ben bu yaklaşımda olanları tanıyorum. Bunları biz kurulduğu söylenen Cidde merkezli İslam ordusunun banileri olarak biliyoruz. Bunlar, bugünkü normalleşmenin öncüleridir. Direniş hareketinin düşmanları her nerede varlarsa kesin olarak şunu söyleyebilirim ki Amerika’nın dostlarıdırlar. 15 Temmuz’u alkışlayanlardır.
 
Terör kelimesine gelince, bu, uluslar arası hukukta tanımı yapılmış bir kavram değil. Uluslar arası herhangi bir hukuk metninde terörün tanımı yoktur. Bütün dünyanın devletlerinin üzerinde ittifak ettiği bir terör örgütü de yoktur. Her devletin teröristi farklıdır. Birinin terörist gördüğünü öteki özgürlük kahramanı olarak görebilmektedir. Ancak teröre ilişkin üzerinde aşağı yukarı mutabakat sağlanan bir kavram şu, terör, bir hedefe ulaşmak amacıyla korkunç olaylar yapmaktır. Yani eskiden terör kelimesinden önce dehşet derlerdi. İnsanları dehşete düşürecek ve teslime zorlayacak vahşi olaylar. Eskiden bu işi korsanlar ve devletler yapardı, sonradan örgütler de yapmaya başladı. Yani devlet terörü örgüt teröründen önce gelir. Şimdi terörün tarihçesini burada çok detaylı anlatamam fakat konumuz olan teröristlerden başlamak gerekirse, terörün üretim merkezi İngiltere’dir. Kızılderili atasözü vardı, diyor ki bir nehrin yanından geçtiğinizde iki balık kavga ediyorsa, bilin ki beş dakika önce buradan uzun bacaklı bir İngiliz geçmiştir.
 
Şimdi Amerikalılar dediğimiz bu çapulcu takımı, İngiltere’nin ipten kopmuş, korsan olarak adlandırılan Amerika’ya gelmiş, eline tüfek almış, insanlarda ok ve yay varken bunlar tüfekle girmişler oraya. Bir soykırım gerçekleştirmişler. Amerika’nın yerlisi değildir Amerikalılar. Bugünkü Amerikalılar oranın işgalcisidir ve orada bu yapılarını oluştururken tamamen vahşete, dehşete ve teröre dayalı olarak yapmışlardır. Nizami bir harp yoktur. Amerika’nın kelle avcılarını herkes bilir, bilmeyenler olabilir; bir Kızılderili’nin kellesini kesiyorsun, kafa derisini yüzüyorsun götürüp o günkü Amerika’daki bu teröristlerin şebekesine satıyorsun. Böylesine bir vahşetle Amerika’ya yerleştiler. Zencileri nasıl Afrika’dan getirip ülkelerinde köleleştirdiklerini de biliyoruz.
 
Onları bugünkü beşli çetenin içine sokan, bugünkü gücü kendilerine kazandıran, bugün BM kararlarını veto etme gücüne sahip kılan asıl olaya geleceğim. Bu güce gelmeleri de bir terör eylemine dayalıdır. Biliyorsunuz bunlar 2. Dünya Savaşı’nda Vietnam’da ve Japonya’da savaşıyorlardı, Japon gençleri bunlarla kahramanca mücadele ediyor, kamikaze dalışları yapıyorlardı, bunların gemilerini batırıyorlardı. Savaşı kaybetmek üzereyken o kalleşçe vahşi ve dehşet verici, insanlık ayıbı ve insanlığın hafızasına kazınmış olan Hiroşima ve Nagazaki eylemlerini yaptılar. İşte terör eylemi budur. Şimdi Google’a girdiğiniz zaman şimdi 11 Eylül’ü falan getiriyor en büyük terör eylemi diye önüne. Ama bu belki dünyanın en büyük terör eylemidir.
 
11 Eylül Hiroşima ve Nagazaki ile kıyas kabul eder mi ya? Düşünün bütün şehirler bombalanıyor savaş sırasında sadece bu iki şehir bombalanmıyor. Niye? Halk buraları güvenli bir yer sanarak oraya toplansın, daha çok sivil biriksin ve onlarında en çok dışarıda oldukları saatlerde kısa aralıklarla o iki şehre o bombaları indiriyorlar.
 
Bunlar 2. Dünya Savaşı’ndaki bu güçleriyle bizim İslam coğrafyamızı, Osmanlı’yı yıktıktan ve Türkiye Cumhuriyeti’ni güçsüzleştirdikten sonra bir çiftlik haline getirdiler. Her bölgeye kendileri için birer kâhya tayin etmişlerdi. 79’da, 80’de, 6 Eylül Mitingi’nde attığımız sloganlardan bir tanesi şuydu: “Şah, Butto, Hüveyda, sıra bizim Masonda” Biz bununla şunu kastediyorduk; Amerika’nın bir tasmalısı gittiyse öbürlerinin de gitmesi lazım.
 
Şah varken bu coğrafyada hiçbir sorun yoktu çünkü Amerika uzaktan istediği gibi yönetiyordu. Bütün istedikleri altın tepsi içerisinde ayağına gidiyordu. Ama İslam İnkılâbı’ndan sonra bizim buralardan da bu sloganlar olunca paniklediler. Kendi misyonlarını koruma adına Türkiye’de darbe yaptılar, Butto’ya da yaptılar. İslam İnkılâbı’nı da ortadan kaldırmak için kuklaları Saddam’ı saldırttılar. Avrupa’nın bütün silah fabrikaları Saddam’a silah akıtıyor,
 
Körfez’in petrol dolarları da Saddam’a akıyor. İran’a karşı kimyasal silahların çok acımasızca, serbestçe kullanıldığı bir savaş sekiz yıl devam etti. Allah’ın izniyle bu İran’ın içindeki parçalanmayı birliğe dönüştürdü. İran buradan kayıplarına rağmen zaferle çıkıyordu. Irak’ın düşme tehlikesini görünce kendisi bizzat “Ayı” devreye girdi. İran İslam İnkılâbı, ben hep öyle derim Ayı’yı ininden çıkarmış ve coğrafyaya getirmiştir. Bunun için İran’ı suçlayanlara hak veriyorum. İran’da İslam İnkılâbı olmasaydı Ayı ininde kalacaktı. Şimdi bu savaşın sonunda yenileceğini görünce yine bir terör eylemi devreye girerek İran’ın sivil uçağını vurdular. Yani her zaman hedefine sivili koyup, dehşet ve terör eylemiyle hedefine ulaştı.
 
İkinci bir terör örgütü de İsrail’in ürettiği bugünkü Kudüs’ün işgalcisi rejimdir. Bu da 1918’de Balfor Deklarasyonu’ndan ve buralar İngiltere’nin eline geçmesinden sonra buraya geldiler, komitacılık yaptılar. Terör örgütleri kurdular. Acımasız bir biçimde, çocuk kadın demeden halkı dehşete düşürecek şekilde öldürdüler. Bahçeleri bağları, harman ve ekinleri ateşe verdiler. Filistinlileri sahiplenecek kimse yok; Arap krallıkları zevk-i sefasının peşinde.
 
Filistin halkı muhacir konumuna düşürüldü. Dünyanın her tarafında muhacir kampları oluşmaya başladı. Giderek topraklarını genişlettiler ve Gazze’nin bulunduğu yer Filistin topraklarını onlar için açık bir cezaevine dönüştürdüler.  Bununla yetinmediler, Cumhurbaşkanımızın da BM’de resmini gösterdiği, sürekli Filistin topraklarının küçülüp İsrail topraklarının büyüdüğü bir harita var. İşte o büyüme ne zaman durdu? O büyüme Lübnan’da durdu. Ne zaman durdu? İslam İnkılâbı’ndan sonra durdu. O büyüme devam etseydi önce Lübnan sonra Suriye yutulacaktı, sonra belki Türkiye’nin tamamı yutulmayacaktı ama benim memleketim Urfam yutulacaktı. Fırat ve Dicle arası, Güneydoğu Anadolu’nu tamamı, onların inanç haline getirdikleri “Vaat edilmiş Topraklar” diye buralar onlara katılacaktı.
 
Dolayısıyla biz niye Kasım Süleymani sadece İran’ın şehidi değildir diyoruz? İranlı, Fars, Şii olabilir… Değil! O İslam’ın müdafidir. Ben de bu bölgede yaşayan ve toprakları İsrail tehdidinde olan bir Müslüman olarak ona minnettarım çünkü benim topraklarımı da o müdafaa etmiştir. 1979 İslam İnkılâbı’ndan sonra Lübnan’daki o meşhur eylem, Amerika’nın 250 küsur deniz piyadesinin havaya uçurulması... Hani diyorlar ya İran Sünni’lerden başka adam öldürdü mü? Ölen o 256 kişi Sünni’ydi ya! Arkasından da Fransız Sünniler… Ne Sünni’si kardeşim ya? İran
İslam İnkılâbı tarafından Bir tek Sünni’nin burnu kanatılmamıştır. Bunu söyleyince zorlarına gidiyor.
 
Öyle bir tablo çiziyorlar ki Irak’ta, Suriye’de, Yemen’de yüz binlerce insan öldürülmüş ya, Rusya, Esed, Amerika ve Suudi koalisyonu bir tane adam öldürmemiş. Hepsini Şehit Kasım Süleymani öldürmüş! Ya böyle ahlaksızlık olur mu? Bu insanlık ötesi bir şey; alçaklık yani… Amerika’nın kendisinin bile kabul ettiği vurduğu sivil konvoyları, otobüsler, hepsi gözlerimizin önünde paramparça iken Amerika’yı temize çıkaracağım diye böyle bir şey yapılabilir mi? Her şeyin bir usulü var.
 
Biz neden Direniş Hareketi’ni destekliyoruz; Kasım Süleymani’nin istikametinin doğru oluşunu nereden anlıyorum? Ben hep şunu kıyas ederim, bir hareket Rasulullah’ın siretine ne kadar uygunsa o kadar İslam’a uygundur. İsrailli kendi ecdadının izinden gidiyor, Ben-i Nadir’in, onlar nasıl Rasullulah’a suikast planladıysa bugün onların çocukları da ecdatlarının izinden giderek Rasullullah’ın izinden gidene suikast düzenliyor. Bu bir yönü, diğer yönü şudur; Şehit Kasım Süleymani bu güçlerin dikkatini çekmiş, yıllarca buna yönelik çalışmalar yapmış, hedefe konmuş. Tıpkı Uhud Savaşı’nda yedi yüz sahabe içinde Hz. Hamza’nın başına ödül konması gibi. Neden Hamza? Neden Kasım Süleymani?
 
Aynı şey. Bugün onların eline geçse o öfkeyle onu ciğerlerini söküp yerlerdi yani. İçimizdekiler de dâhil. O yüzden ben onun Seyyid-ü Şüheda Hz. Hamza ile aynı çizgide gittiğini düşünüyorum. Hz. Hamza bir Arap, Kureyş kahramanı değil de İslam kahramanıysa bu böyledir. Yine bir noktaya daha dikkat çekmek istiyorum. Hz. Selman-ı Farisi’ye bir tanışma faslında herkes aşiretini, soyunu sopunu soruyor, o da ben İslam’ın oğlu Selman’ım diyor. Süleymani de İslam’ın oğlunun oğludur. Hani Rasullullah o zaman elini omzuna vurup, İslam gök Süreyya yıldızına gitse bunun nesli getirecek demişti ya, işte Süleymani onu getirmeye çalışan kişidir ve o ekibin bir parçasıdır. Ben arkadaşları, hayatını, ailesinden uzaklığını, taksim yaparken en zorunu kendine rahatı başkasına ayırdığı konulara girmeyeceğim.
 
Bir de şu konuya değineceğim; Kur’an’ı Kerim’de müminlerin vasıfları ve düşmanlarının da vasıfları anlatılıyor. Bir mü’minin karşısındaki müşrik, kâfir, düşman, onun o mü’minden duyduğu kin ve nefretle parmaklarını ısırmıyorsa, o mü’min kendini bir kontrol etsin derim ben. Şehit Kasım Süleymani, düşmanın ondan duyduğu nefretten parmaklarının uçlarını yediği bir insandı. Yine bir şeye daha dikkat çekmek istiyorum, Kur’an’ı Kerim’de bu terör kelimesinin Arapçası “irhab”tır. Bu kökten çıkan bir kelime vardır, bir ayette geçer “turhibune bih” diyor. “Onunla senden korksunlar”; kuvvet hazırlayın, caydırıcı olun ki düşman sizden korksun.
 
İslam’da düşmana korku salmak yasak değil, caizdir ama bu korku vahşiyane eylemlerle sağlanmayacak. Sendeki gücü bilecek. Tıpkı bugün Seyyid Hasan Nasrallah’ın elindeki füzelerin İsrail’in uykularını kaçırması gibi. Kasım Süleymani Erbil’e geldiği zaman DAİŞ’in, duyduk ki Kasım gelmiş elimiz kolumuz takatten düştü ve dağıldık demesi gibi. Ortada eylem yok, füze müze yok ama şu var; bunlar dediğini yaparlar, denize bak dediği zaman savaş gemisini vurup batırırlar. Buna inandırması, bu korkuyu salması bakımından Kasım Süleymani Müslümanların medar-ı iftiharıdır. Kâfirlerin korkulu rüyasıdır.
 
Yıllarca Filistinlilerin rahat uyumasına izin vermeyen İsraillilerin uykularını kaçırmıştır. Yeraltına duvara yapacak kadar korku salmıştır. Mesela Kur’an’ı Kerim’de teröristlerden ve eylemlerinden bahseden ayetlerden bir tanesi, atlamak istemem, o ‘eshab-ı uhdud’ vardır. Bebeklerini ateşe atarak sivilleri itaate puta ibadete zorlama, Amerikanvari olarak karşı tarafı sindirmesinin işte bir de “Allah-u Ekber” diyerek yapılanı var. Kan fışkırtarak değil. Yok böyle bir şey. Daha önce de ilk İran-Irak savaşını izlerken bu bilgiyi biliyordum, onu teyit eden bir şey oldu; Seyyid Hasan Nasrallah’ı izlerken şunu duydum, merhum İmam diyordu ki “Bir yere füze gidecekse orayı uyarın orada sivil kalmasın.” Abadan’a giden stratejik bir köprüye pilotlar dalış yapıyor, üzerinde sivil bir otobüs gördükleri için vuramıyorlar çünkü yasak. Ne kadar temiz bir savaş? Seyyid Hasan Nasrallah diyor, Irak’ın içinde Ketaib Hizbullah eylem yapıyor, tanklarını havaya uçuruyorlar. Dünya duymuyor tabii ki, El Cezire vermiyor. “Niye vermiyorsun?” diyorum, işlerine gelmiyor.
 
İşte mezhepçilik orda. O tankların haberi alınmış, oraya gidilmiş, pusu kurulmuş, tam havaya uçurulacak bir çocuk çıkıyor ve o operasyon boşa gidiyor ya da erteleniyor. Öbürü ne yapıyor? O da geliyor, bizdeki o hendekçilerin çukur siyaseti sırasında yaptıkları gibi özellikle çok sayıda çocuğun sokak arasında oynadığı yerden bir havan topu atıyor, çabuk burayı bombalayın. Ondan sonra çocukların ceset parçalarını al kameraların önüne geçir ve dünyaya bir vahşet fotoğrafı vereceğiz. Hz. Osman’ın kanlı gömleğini ellerinde sallamaları gibi, dünyayı biz bu kanla, beton blokların arasındaki çocukların cesetleriyle dize getiririz. Yok böyle bir dünya! Sen kiminle savaştığını bileceksin.
 
Dilimizde tüy kalmadı, dedik ki, kardeşim böyle cihat olmaz, senin düşmanına zafer naraları attıracak bir mücadeleye cihat denmez. Olabilir yanlış cihet hesap ettin, gücünü iyi hesap edemedin, bırak geri çekil, yeniden toparlan. Olabilir, rejimini sevmiyorsun, yıkmak isteyebilirsin, bunu silahla da yapabilirsin ama bunun bir usulü var; fıkhı var. Cihatın fıkhı olmaz mı? İzzeddin bin Abdüsselam(???) bu işin âlimi ve kitabında, “Cihat, düşmana zafer kazandıracak şekilde ise bu haramdır” yapamazsın diyor. Ne kadar haklı olursan olun, sen düşmanın eliyle bir nesli bitirtiyorsun. Rus’un Amerika’nın buraya gelmesine…
 
Ben Suriye savaşı başladığında iki tarafta birbirini İsrail’le işbirlikçi olmakla suçluyor ya, ben İsrail kaynaklarını merak ettim, onlar bir tarafın lehine bir şey söylemiyor mu? Zannedersem cumhurbaşkanlarının bir açıklamasıydı, denk geldim. Ona diyorlar ki, rejim mi başarılı olsun yoksa muhalifler mi? İkisi de yenilsin, savaş bitmesin diyor. Bir tarafın dostu değil ki. O yüzden savaşın başladığı tarihten itibaren benim bir söylememim var, bu savaşın galibi İsrail’dir. Hangi taraf savaşı terk ederse etsin, mağlubu da İsrail olacaktır. Onun için dünya istikbarı bu savaşı bitirmeyecektir. Belki de bu savaş Suriye’de bitmek üzere ancak yeni bir sahaya taşınması için film dünyasında bir savaşın kıvılcımını yapmaya başladılar.
 
Kur’an’ı Kerim’deki fasık size bir haber getirirseyi, adeta balıklama bu haberin üstüne atlayın gibi anlayan feraset yoksunu insanlarımız hemen başlayacak, işte bak filmde şöyle diyorlar, böyle diyorlar… Şunlar Sünniler bunlar da Şiiler deyip… Bu Amerikan Sünni’siyle İngiliz Şiisi bu savaşı daha uzun bir süre sürdürecekler ve buradan epey daha beslenecekler.
 
Benim paylaşımlardan bana sürekli “Allah seni onunla haşretsin” diyorlar ama ben biraz da mahcubum, ben onlarla haşrolacak bir şey yaptım mı? 60 yıllık ömrümde acaba onların yakınına gidecek yüzüm var mı? Seyyid Hasan Nasrallah’ın oğlu Hadi’yle ben nasıl aynı yerde olacağım ya da Zakzaki altı evladını vermiş ya da İmad Muğniye ailesiyle beraber gitmişler. Ben bu insanlarla Allah’ın lütfu olarak haşrolmayı çok isterim, duam da odur ama bir gerçek de var ki yani şahadet duayla olacak bir şey değil. Kur’an’ı Kerim’de meleklerin yardımından bahsediliyor. İsteyen diyor ki bana da göndersin, onu cepheye gönderiyor kardeşim, cepheye git gelsin melek.
 
Sen bırak fiziki cepheyi, sana saldırı olabilir diye bir tweet atmadan kaçıyorsun. Bir tane paylaşım yapmaktan çekiniyorsun, meleğin senin yanında ne işi var? Bu da benim görüşüm. Bu işin kuralı budur. Önce gideceksin cepheye. İbrahim (a.s) ateşi gördüğü zaman, cidden bu yakacak beni, bu işin şakası yok deyip dönse yanacak. Üzerine üzerine gidersen berden selami olur. Biz sonuna kadar bunların gittiğini görüyoruz.
 
Şehit olduğu zaman Kudüs TV’deki açıklamam var. Dün yine baktım o kayda. Adam kırk yıldır dağda bayırda bir şeyini kaybetmişçesine, madenciler ve defineciler gibi değerli bir şeyin peşinde. Define arar gibi şahadet arıyor, e bulmuş. Daha bundan mutlu olunacak bir şey var mı? Düşün kırk yıl mücadele edeceksin ondan sonra ya bir coronadan, trafik kazasından vs. gideceksin. Bu bir kayıptır yani, bir yıkımdır. Bir de ben şunu diyorum bu adam samimi mi, ihlâslı mı?
 
Ben bunu o dilden anlıyorum arkadaş, bu adam şehitse hak etmiştir. İstikamet üzeredir. Bunda tartışılacak bir şey yoktur. Kuşkusuz şahadetini Allah kabul etsin, indallahdaki durumunu Allah bilir, kimin cennetlik kimin cehennemlik olduğunu. Şeyhler meyhler bilir de biz bilemiyoruz Allah bilir diyoruz. Şu bir vakıa yani, biz hep şu duayı yaparız, “Yarabbi, bizim elimizi Müslümanların kanına bulaştırma, kanımızı da Müslümanların eline bulaştırma”. Bu tertemiz bir şey. En azılı kâfir, günümüzün Ebu Cehil.’i, Firavun’u, Nemrud’u veya hepsinin toplamının kin ve nefret içerisinde yaptığı bir eylem, açıkça itiraf etti. Artık şüphe kaldı mı? Allah rahmet eylesin şehitlerimizin hepsine. Özellikle de bizim Kudüs davamızı kendine dava edinenlere, davası Kudüs olanlara selam olsun!
 

Diğer Yazılarımız