Nasır Ebu Şerif: Bize En Büyük Desteği Veren Süleymani İdi
Filistin İslami Cihad Hareketi İran temsilcisi Nasır Ebu Şerif, İran İslam Cumhuriyeti ve Şehid Kasım Süleymani'nin Filistin halkına ve Filistin direnişine nasıl destek verdiğini Kudüs TV'ye anlattı.

Türkiye’de bazı konferanslarda bulunup konuşmalar yaptınız Filistin davasını anlatmak için ama bugün sizinle biraz daha geniş bir röportaj yapmak ve daha çok şey öğrenmek istiyoruz. Münasip görürseniz sizin şahsınızı tanımak ve Filistin İslami Cihat Hareketi içindeki yeriniz nedir ve Filistin mücadelesi için geçmişte yaşadıklarınız nelerdir? Bugün hangi vazifeyi yürütmektesiniz?
 
Şahsi olarak bahsedecek olursak ben Nasır Ebu Şerif, Filistin İslami Cihad Hareketi’nin İran temsilcisiyim ve merkez komite üyesiyim. Hepinizin bildiği üzere, İslami Cihad Hareketi Filistinli bir direniş hareketidir, ilkeleri ise İslami ilkelerdir. Filistin için mücadelesini sürdürmektedir. İslami Cihad Hareketi’nin mensuplarının büyük çoğunluğu Gazze’de ve işgal altındaki Filistin topraklarındadır. Biz Siyonist rejime ve onunla el ele tutuşanlara karşı mücadele ediyoruz. Bu şekilde bir hareketiz ve Filistin’in özgürlüğü için mücadelemizi sürdürmekteyiz. Bütün İslami ve milli Filistin hareketleriyle işbirliği içerisindeyiz. Filistin’in izzeti, Filistin halkının onuru ve Filistinlilerin birliği için, Siyonist rejime karşı tüm gruplarla işbirliğimizi sürdürüyoruz.
 
Bugün bölgemizde özellikle Suudi Arabistan’ın koordinasyonu içerisinde yeni bir ihanet dönemi yaşanıyor. Buna yüzyılın anlaşması da denilmişti. Normalleşme adı altında yapılanların adını ne koyacağız ve dolayısıyla bu tabloyu nasıl değerlendiriyor?
 
Müslümanlar olarak Filistinliler ve Araplar olarak bize göre bu dinden çıkış gibidir. Biz öyle görüyoruz, bu yeni bir şey değildir tabii ki. Arap yöneticiler, Siyonist rejimin kendisini ilan etmesinden sonra bu işe başlamışlardır. Tabii ki şu an ikna çabaları var, duruşları çok açık. Açık bir tutumla, Siyonist rejim ile işbirliği içerisindedirler ancak bizim tutumumuz da çok açık. Bu sadece Filistinlilere ve Araplara ihanet değil, Allah’a ve Resul’üne, İslam’a ihanettir. Ayette buyrulduğu üzere “Ey iman edenler, Yahudi ve Hıristiyanları kendinize dost edinmeyiniz. Onlar birbirinin dostudurlar. Sizlerden kim onları dost edinirse o da onların dostudur.”Bu bir ilandır. Onlar Trump’a ve Netanyahu’ya tabi olanlardır; ümmetin işlerini önemsememektedirler. Bu haram bir eylemdir. Müslümanların topraklarını gasp edenlerle nasıl işbirliği yapıyorsunuz ve onlarla normalleşiyorsunuz? Mescid-i Aksa gibi İslam’ın en büyük sembolünü çalanlarla nasıl işbirliği yapıyorsunuz?
 
Bu Filistinlilere, Araplara ihanettir. Nasıl Arapların Müslümanların bu topraklarından vazgeçiyorsunuz ve Siyonist rejimi onların topraklarını daha çok işgal etmeye davet ediyorsunuz. Dolayısıyla bu normalleşme denilen bu sürece biz sadece Filistinlilerin haklarını inkâr etme olarak bakmıyoruz. Siyonist rejime elini kaptıranlar, Filistin’in, Arapların ve İslam ümmetinin düşmanıdırlar. İsrail’le birlikte yürüyenler ve duranlar İsrail safındadır. Teşhisimiz budur. İster Suudi ister Suudi dışı başka bir rejim olsun. Üzülerek belirtelim ki âlimler hakiki bir duruş ortaya koyabilmiş değillerdir. Âlimler birçok yerde yöneticilerini alkışlıyorlar. Büyük bir üzüntüyle söylemeliyiz ki dinlerini boş bırakıyor, bir kenara atıyorlar. 40 yıl boyunca Harem-i Şerif’te Kur’an’ı Kerim okuyanlar, Müslümanlara önem verenler, nasıl bir aşama sonra yöneticilerinin Siyonist rejimle işbirliği yapmasına göz yumuyorlar? Normal görüyorlar. Okudukları Kur’an’ı Kerim bunlara neyi söylüyor? İsra Suresi’ni okumuyorlar mı? Yeryüzünde istikbar edenler, kibirlenenler böbürlenenlere karşı nasıl davranılması gerektiğini okumuyorlar mı?
 
Peki Sayın Ebu Şerif, İslam ümmeti Filistin davasına karşı oynanan bu oyunları, Filistin’i sırtından bıçaklayan bu ihanete karlı nasıl bir tavır içerisinde olmalı? Filistin davasının merkezi bir dava olarak İslam ümmetinin gündeminde yaşaması ve yaşatılması için neler yapılmalı?
 
Biz Filistin halkı ve Filistinli İslami direniş hareketleri olarak gücümüz yettiğince kendi cihad hareketimizi yerine getiriyoruz. Muhasara altında, hapislerdeyiz ancak İran İslam Cumhuriyeti ve Lübnan’daki kardeşlerimizin yardımlarıyla büyük bir direniş hareketi inşa ettik. Savunma mekanizması inşa ederek savaş dengelerini sağladık. Artık istedikleri gibi bize saldıramıyorlar, dolayısıyla bu düşman ebediyete kadar böyle kalmayacak. Yüce Allah büyük ayetlerini bize göstermiştir. Bu Trump ki onların dostudur, İsrail’le normalleşme anlaşmaları için her türlü eylemde bulundu ancak bugün onun Amerika’da tasfiyesi gerçekleşiyor. Bunu görüyoruz, ekibi de tasfiye oluyor. Ekibi ona muhalefet ediyor.
 
Dolayısıyla Siyonist rejim de Yüce Allah’tan bir vaattir ve yıkılacaktır; tarihin kayıplarına karışacaktır. Onunla bahse girenler hüsranda olanlardır. Kudüs’ün özgürlüğü için Yüce Allah’ın işaret ettiği üzere, Yüce Allah için şiddetli bir direnişe bağlı adamlar, insanlar vardır. Dolayısıyla İran’da, Irak’ta, Suriye’de, Yemen’de bu ümmet bu direnişi göstermektedir ve Trump’ın trenine binmektense ümmet direnişini gösterecektir. Filistin halkı baki kalacaktır ve inşallah biz Kudüs’ü özgürleştireceğiz ve ümmetin de doğru yol üzerinde yürümesini ümit ediyoruz. Bu yol, izzet, onur ve keramet yoludur. Aynı şekilde Siyonist rejime karşı mücadele ve hak ettiği dersi verme yoludur. Hepimiz bunu müşahede etmekteyiz ve bu olacaktır.
 
Sayın Ebu Şerif, siz Türkiye’yi de tanıyorsunuz, Türkiye’ye de ziyaretleriniz oldu. İran’ı da tanıyorsunuz ama günümüzde, bölgemizde hatta ülkemizde Müslüman ülkeler arasında, değişik mihraklar tarafından Türkiye-İran, İran-Türkiye, Şii ve Sünni gibi ayrımlar, düşmanlıklar oluşturulmaya çalışılıyor. Siz bu Müslüman halkla ve mezhepler arasında ayrıştırma politikasına nasıl bakıyorsunuz? Müslümanları özellikle Filistin davasının himayesi noktasında nasıl bir anlayışa davet ediyorsunuz?
 
Bu, Batı’nın ve İsrail’in istediği bir şeydir. İsrail’in çalıştığı proje budur; Trump ve Netanyahu bir Sünni koalisyonu oluşturmaya çalışıyorlar İran’a karşı. Peki, Trump Sünni midir? Netanyahu Sünni midir ki bunlar bu koalisyonun başını çeksinler? Bu tür girişimlere meyledenler bu insanlar gibi kendilerini basitleştirmektedirler. İran İslam devletidir ve devrimi İslam devrimidir. Şii ve Sünni devrimi değildir. İran İslam devriminin hedefi Müslümanların izzeti ve onurudur. İran’da çoğunluk Şii olabilir ancak Sünni olan Filistin’in en büyük destekçisi İran’dır. Dolayısıyla İran ve Filistin arasında 40 yıldır hiçbir sorun yoktur, 40 yıldır bizi desteklemektedirler. Filistin Sünni’dir, İran’ın büyük çoğunluğu Şii’dir, aramızda hiçbir sorun yoktur ve bize her türlü gücü ve desteği İran vermektedir. İçimizde dolaşan bazı insanlar kendi basit ve alçak düşünce ve projeleri için Sünni ve Şii projelerini kışkırtmaya çalışıyorlar. Bölgede Şii-Sünni değil Batı ve Siyonist projesi vardır. Bunun karşısında da İslam projesi vardır. Bilmemiz ve çalışmamız gereken budur. Dolayısıyla Sünni ve Şii Siyonist rejime karşı el ele verir. Filistin’deki Sünni hareketlerle Lübnan’daki İslamcı Hizbullah direniş hareketi Şii’dir ve biz kardeşiz. Bu ümmetin dirilişini ve direnişini istiyoruz. Biz birbirimize kışkırtmaya çalışan Siyonist ve Batılılar, bunların işbirlikçileri ve ameleleridir.
 
Şehadetlerinin yıldönümünde, 3 Ocak tarihinde Amerika’nın hava saldırısı ile şehit ettiği Kasım Süleymani konusunu size sormak istiyoruz. Öncelikle özel bir soru sormak istiyorum, siz Filistin İslami Cihat Hareketi’nin hem merkez komite üyesi hem de İran temsilcisi olmanın doğal neticesi olarak Hacı Kasım Süleymani ile bir görüşmüşlüğünüz, tanışmışlığınız ve birlikteliğiniz olmuştur. Bu konuda kendisiyle ne kadar aşinalığınız var? Onu birebir nasıl tanıdığınızı anlatır mısınız?
 
Ben İran’a geldiğimden beri, 12 yılı aşkın bir süredir onu tanıyorum. Ben onu mü’min bir insan olarak biliyorum, İslam’a iman etmişti. Ayrıcalıklı bir insan, özel bir Müslüman’dı. İslam projesine, davasına ve devrimine sahip çıkan birisiydi. İslam ümmetine karşı muhlis ve halis bir insandı. İslam ümmetinin kalkınıp yükselmesi için haris bir şekilde çalışıyordu. Güçlü bir ihlâsa sahipti. Filistin davası onun için en merkezi ve öncelikli davaydı. Bu onun için asrın müptela olduğu bir meseleydi. Siyonist rejimin yanında Batı projesinin durduğunu ve İslam’ın düşmanı olduklarını biliyordu. İslam Devrimi’nin amacının Müslümanların dirilişi, yükselişi olduğunu düşünüyordu. Bu şahıs, sadece ofisinde oturup askeri işlere bakan birisi değildi, birebir eylemlere katılarak onları yönetiyordu. Filistin meselesi onun öncelikli meselesiydi. Filistinli mücahitlerle hiç kopmayan bir çaba gösterdi. Onları kalkındırmak için sonuna kadar çabaladı, ta ki Siyonist rejime karşı savaşabilsinler.
 
Bunun için her türlü çabayı sergiledi. 2008, 2012 ve 2014’te Gazze’nin gösterdiği direnişte Hacı Kasım Süleymani’nin büyük bir rolü vardır ve Filistinli mücahitlere güçlerinin yükselmesi büyük bir destek sunmuştur. Güçlü bir insandı, muhlis ve basiret ehliydi. Büyük bir akla sahipti. Tedbirleri olan, plan proje gerçekleştirip ortaya koyabilen birisiydi. Kendisi olarak, gecesini gündüzüne katarak İslam ümmetinin kalkınması, ilerlemesi, yükselmesi için stratejiler geliştiriyordu. İslam ümmetinin ayağa kalkması ve İran İslam Cumhuriyeti’nin muhafaza edilmesi için gece gündüz çalışıyordu.
 
Sayın Nasır Ebu Şerif, size somut bir iki şey sormak istiyorum. Siz 2008, 2012 ve 2014 savaşından söz ettiniz ve 1948’de Siyonist rejimin kurulmasından sonra 67 ve 73 savaşları oldu. Birleşik Arap devletleri Siyonist rejimle savaştı. Sonrasında Lübnan direnişi ve Filistin İntifada’sı oldu. Siyonist düşmana karşı mücadele gittikçe başarı kazandı. Bir zaman geldi ki ilk defa Filistinliler Gazze’den Fecr 5 füzeleriyle, Tel Aviv’i, Siyonist rejimin merkezini, kalbini vurmaya başladılar. Çok sayıda Fecr 5 füzesi Tel Aviv’e düşmüştü. Bu, bütün dünya Müslümanları açısından ilk defa şahit olunan bir durumdu. Filistin direnişini ister İzzeddin El Kassam Tugayları olsun ister Kudüs Seriyeleri olsun, Filistin direnişinin elindeki silah ve cephanenin ve özellikle Tel Aviv’e atılan füzelerin Gazze’ye getirilmesini organize eden, bizzat başını çeken kişi Kasım Süleymani değil miydi?
 
Evet, bildiğiniz gibi Filistin halkı muhasara altındaki bir halktır ve büyük bir hapishanede yaşamaktadır. Gazze, üstten alttan denizden ve bütün kara bölgelerinden, tüm yönlerden muhasara altında büyük bir hapishanedir. Oraya bir şeyler ulaştırmak için ciddi çalşmaya ihtiyaç vardır, oraya silah ulaştırmak hiç de basit bir şey değildir. Dolayısıyla kesinlikle Hacı Kasım Süleymani’nin, Devrim Muhafızları’nın Kudüs Gücü’nün ve İran’ın bu silahları Gazze’ye ulaştırmada büyük bir rolü vardı. Kudüs gücü genele olarak bu füzelerin ulaştırılması, Kudüs güçlerinin eğitilmesi, uzmanlaşması ve Gazze’de silah üretebilmeleri için çaba gösterdi. Gazze’nin içerisinde füze üretim merkezleri kuruldu.
 
Bu İran’ın sayesinde oldu. İran Kudüs gücü üzerinden bu desteği vererek bu aşamaya geldi. Kudüs Gücü’nün başında da Kasım Süleymani vardı ve bunu yönetiyordu. Bildiğiniz gibi İslami Cihat Hareketi’nin 2012’de Tel Aviv’e attığı füze İran füzesiydi. Fecir füzesi bahsettiğiniz gibi. Bu Gazze’den Tel Aviv’e ilk defa ulaştırılan bir füzeydi. Siyonist rejim için bu yasak gördükleri kırmızı bir çizgiydi. Ancak Tel Aviv vuruldu. Bugün Tel Aviv’i ve ötesini de vurmaya hazırız ve elimizdeki silah gücüyle buna da güç yetiriyoruz. Bu askeri gücümüzün oluşmasında İran’ın rolü vardır. İran bu gücün oluşmasında maddi ve teknik açıdan bizim gerçek ve en büyük ortağımızdır.
 
Sayın Ebu Şerif, Kasım Süleymani’nin şahadetinden sonra Filistinli yetkililer tarafından bir açıklama yapılmıştı. Size teyit için sormak istiyorum, Kasım Süleymani’nin kendisi bizzat Gazze’ye de gitmiş miydi?
 
Vallahi ben bunu bilmiyorum. Ancak uzak bir ihtimal olarak da görmüyorum, o adam her cephede vardı. Ofisinde oturmuyor, günlerinin çoğunluğunu cephelerde geçiriyordu. Mücahitleri canlı bir şekilde birebir teftiş ediyor, onların güçlerini gözetliyor ve planları denetliyordu. Strateji insanıydı. Benim bu konuda somut bilgim yok çünkü ben İran’dayım. Ancak bu olmuş olabilir, uzak bir ihtimal olarak görmüyorum.
 
Sayın Ebu Şerif Gazze’nin muhasara altında olduğunu ve oraya füzelerin, silah ve cephanenin çok zor şartlar altında ulaştırıldığını. Bir de Gazze’de Filistinlilerin bizzat kendilerinin, fabrikalarda füze imal ettiklerini ve Siyonist düşmana karşı kullandıklarını beyan ettiniz. Peki, Kasım Süleymani’nin füze teknolojisinin Gazze’ye ulaştırılmasındaki yeri neydi?
 
Daha önce söylediğim gibi, silahların temin edilmesinde, yeterli gücün elde edilmesinde büyük bir rolü var. Mücahitlerin eğitilip uzmanlaştırılması ve silahların ulaştırılmasında, Gazze’deki silah ve füze fabrikalarının, üretim yerlerinin kurulmasında büyük bir rolü var. Bunu hiç kimse inkâr edemez. Dolayısıyla oraya füzenin ulaştırılması çok zordur. 2008, 2012, 2014 savaşlarında hepsinde büyük bir rolü vardı. Siyonist rejimin bütün zayıf noktaları tespit edildi. Aynı şekilde direniş hareketlerinin de zayıf olduğu noktalar Hacı Kasım Süleymani tarafından bulundu. Buralar dolduruldu. Hacı Kasım Süleymani, direniş gruplarının zayıf olduğu alanları silah ve eğitimle güçlendirdi. Nerede bir sorun, noksanlık ve zayıflık varsa o onu dinliyordu ve meseleyi tedavi ediyordu. Her zaman direniş gruplarıyla görüşüyor, Siyonist rejime karşı onların cephesini birleştirmeye çalışıyordu. İnşallah tabi onun Filistinli mücahit ve direnişçilere verdiği destek her geçen gün daha da açığa çıkacaktır. Filistin meselesini ümmetin öncelikli meselesi olarak görüyordu ve büyük bir çabayı buna ayırıyordu. Onun için ilk mesele buydu.
 
Sayın Ebu Şerif bu konuyla bağlantılı olarak bir soru daha sormak istiyorum, Gazze’de Siyonist düşmanla büyük çaplı savaşların yaşandığı bu üç dönemde Kasım Süleymani’nin çok büyük desteği vardı dediniz. Bir de 2006 Temmuz’unda 33 gün savaşında, aynı şekilde Hizbullah’ın Siyonist rejimle mücadelesinde yine Kasım Süleymani’nin büyük bir payı olduğunu öğreniyoruz. Bu konuda ne dersiniz?
 
Evet kendisi o savaş sürecinde Lübnan’da hazırdı. Oradan ayrılmadı, değerli Seyyid Hasan Nasrallah da buna işaret etti. Sadece bir iki günlük İran’a gidişi oldu. Oraya durumu aktardı ve sonrasında Lübnan direnişinin ihtiyaç duyduğu bütün alet ve edevatı temin ederek Lübnan’a döndü. Dolayısıyla Hacı İmad Muğniye ile o süreçte birlikte çalıştı. Amerika o zaman Lübnan’a karşı Siyonist rejimi destekliyordu, hatta Lübnan içerisinde Siyonist rejimi destekleyenler vardı. Tabi ki İran İslam Cumhuriyeti ve Hacı Kasım, Hizbullah’ın askeri gücünü yükseltmede büyük bir çaba gösterdiler ve Hacı Kasım bizzat kendisi bu sürece dâhil oldu ve yönetti. İslami direnişin Lübnan’da dik duruşunda aynı şekilde Hacı Kasım’ın büyük bir rolü vardır. Aynı şekilde Amerika’nın Yeni Orta Doğu Projesi’nin çökmesinde rolü büyüktür. Bölgedeki direniş projesinin büyümesi, güçlenmesi ve başarılı olmasında Lübnan direnişinin ve Hacı Kasım’ın rolü büyüktür. Gelecekte pek çok şey açığa çıkacaktır. Onun nasıl rol oynadığı, nasıl stratejiler geliştirip planlar yaptığı, nasıl saha adamı olduğuyla ilgili çok şeyler açığa çıkacaktır.
 
Sayın Ebu Şerif, siz üç kere üst üste gelecekte çok daha şeyler açığa çıkacaktır diyerek aslında, bu anlatılanlar gerçeklerin bir kısmını yansıtıyor ama gerçeklerin tamamı konuşulacak olursa daha çok şeyin anlatılması gerekiyor demiş oluyorsunuz. Doğru mu anlıyoruz?
 
Kesinlikle, yani bilinmeyen ve anlatılmayan yönleri var Hacı Kasım’ın. Halen Hacı Kasım’la ilgili şahitliklerini anlatmamış insanlar var. Filistin direnişine desteği konusunda henüz tafsilatları açıklanmış değil. Büyük bir mesafe kat edilerek Gazze’ye ulaştırılanların ve direnişçilerin gelişimi konularında büyük önemi vardı. O bu süreçlerde hazırdı, bütün tafsilatları ve meseleleri biliyordu. Direnişin zayıf ve güçlü noktalarını biliyordu. Zayıfları güçlendiriyordu. Dolayısıyla en hassas tafsilatları bile sorguluyordu. Tedavi etmek için en ince detayları öğreniyordu. O ince detaylardaki zaaf noktalarını güçlendiriyordu. Bunlar hepsi ileride açığa çıkacaktır, herkes konuşacaktır. Büyük bir üzüntüyle söylemeliyiz ki Arap meselesi, Cemal Abdülnasır dönemindeki o proje Siyonist rejim karşısında çöktü.
 
Ondan sonra İran İslam Devrimi oldu ve başarılıydı. Direniş hareketlerini destekleyip güçlendirdi. Allah’ın inayetiyle böyle bir komutan planlar sundu, takviye etti ve Filistin davasını en önemli meselesi olarak gördü. İslam ümmetinin de en önemli meselesi budur, dolayısıyla İslam ümmeti içerisinde Siyonist rejim olduğu sürece bizim bu rejimle mücadele etmemiz gerekmektedir. Siyonist rejimin ve Batı’nın projesinin şerrinden ki bizim servetlerimizi çalmak ve bizi birbirimize düşürmek istemektedir. Bu projelerden kurtulmalıyız.
 
Sayın Ebu Şerif iki kısa sorum daha olacak size, bildiğimiz kadarıyla Gazze’de direniş tarihinde ilk defa Filistin direniş hareketleri askeri güçleri ortak bir askeri tatbikat yaptılar ve bu da Kasım Süleymani’nin şahadetinin birinci yıldönümü ile normalleşme ihanetlerinin olduğu zaman denk geldi. Yani bu tatbikatın verdiği asıl mesaj neydi? İkincisi Kasım Süleymani’nin şahadetinin yıldönümüne gelmiş olmasıyla ortak bir noktası var mıydı?
 
Tabii ki direnişin tüm hareketleri Hacı Kasım’ın rolünü bilerek hareket etmektedir. İzzeddin El Kassam Tugayları, Kudüs Seriyeleri hepsi Hacı Kasım’ı bilmekte, sevmekte, onu yüceltmekte ve anmaktadır. Hepsi onun rolünü bilmektedir. Tabii ki bu çok normal bir şeydir ki Hacı Kasım’ın şehadetinin yıldönümünde bu tatbikatın gerçekleşmesi çok normaldir. Ona vefa gösterilsin diye… Direniş stratejisi ortak bir meseledir. Burada tahakküm meselesi söz konusu değildir. Gazze’deki ve Filistin’deki direniş Siyonist rejime karşı mücadelesini devam ettirmektedir. Bazen ortak tatbikatlar olur, bazen ayrı ayrı yapılır ancak biz daima ortak eylemlerin daha çoğalmasını istiyoruz. Tabii ki bu tatbikatlara hiçbir Filistin grubu tahakküm etmez, edemez.
 
Dolayısıyla amaç Siyonist rejimi hedef almaktır ve biz direniş hareketleri olarak sadece Filistin halkını korumak istiyoruz. Filistin davasının diri olmasını ve bu konuda Siyonist rejimi hep meşgul etmek istiyoruz. Biz bu silahların depolarda çürümesine tabi ki izin vermeyiz, Siyonist rejime karşı bunların hepsini kullanacağız. Direniş hareketlerinin Siyonist rejime tahakkümü her geçen gün daha da artacaktır. Filistin halkına yönelik tahakkümü asla kabul etmeyeceğiz. Gazze Şeridi’nde küçük hesaplar için tabii ki hiçbir tarafın da bu eylemleri tahakküm altına almasına izin veremeyiz.
 
Ben ilk defa Filistin İslami Cihad Hareketi Merkez Komite üyesi olan Sayın Nasır Ebu Şerif’ten şu açıklamayı duyduk. Vermiş olduğunuz diğer bilgilerin yanı sıra, Gazze’deki bütün direniş hareketlerinin yani Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin El Kassam Tugayları’nın, İslami Cihad’ın askeri kanadı Kudüs Seriyeleri’nin, Filistin Direniş Komiteleri’nin askeri kanadı Nasır Selahaddin Tugayları’nın, Halk Cephesi askeri kanadı Ebu Ali Mustafa Tugayları’nın ve diğerlerinin ortak askeri tatbikat yapmalarının Kasım Süleymani’ye bir vefa gösterisi olduğunu belirttiniz. Yanlış anlamadık değil mi?
 
Evet Gazze’deki bu direniş hareketleri Hacı Kasım’ı andılar, anma program gerçekleştirdiler. Siz de biliyorsunuz, Tahrandakiler de biliyor. İsmail Haniye cenazesinde hazır bulundu. Cenaze namazından önce bir konuşma yaptı ve Hacı Kasım’ı ‘Kudüs şehidi’ olarak o isimlendirdi. Dolayısıyla diğer Filistinli direniş grupları da onun rolünü bilmektedirler. İster halk cephesi ister demokratik cephe ve diğer gruplar olsun, Hacı Kasım’ın her şartta onlarla birlikte durduğunu biliyorlar. Tüm bu Filistin direniş grupları İran’a geldiler. Hatta birçoğu Hacı Kasım’ın mezarına gittiler, orada Fatiha okudular tüm direniş gruplarının temsilcileri. Hepsi onun ve İran İslam Cumhuriyeti’nin rolünü görmekte ve bilmekteler. İran İslam devriminin adamları ki Hacı Kasım da bunlardan bir tanesidir, bu davayı muhafaza etmiştir. Dolayısıyla Arap Birliği projesinin çöküşünün ardından Filistin davası sahipsiz kalmıştı. Sonrasında bu davayı sahiplenen İran İslam Cumhuriyeti oldu.
 
En büyük Arap devleti Mısır’dır ancak 79’dan beri İsrail’le ilişki içerisindedir. İsrail’in büyükelçiliği Mısır’dadır. Dolayısıyla siyasi liderler arasında ilişki vardır, Mısır ve İsrail arasında. Körfez ülkelerine bakacak olursak, emirlikleri gördünüz, Bahreyn nasıl İsrail’le normalleşti? Fas aynı şekilde hatta Sudan dahi, büyük bir üzüntüyle söylemeliyiz ki bunlar hepsi normalleşti. Şunu vurgulamalıyım, Suudi Arabistan’ın yeşil ışık yakması olmasaydı Bahreyn normalleşemezdi. Bahreyn, Suudi Arabistan’ın elindedir. Araplar maalesef Filistin davasını terk ettiler ve Siyonist rejimle normalleşmek için yarışıyorlar. Güneşin görülmesi kadar açıktı ki İran Filistin’i destekliyor. Bu açık görülen bir şey, neyini tartışacağız ki bu meselenin?
 
Son olarak Seyyid Hasan Nasrallah’ın Temmuz Savaşı’nda ‘müfacaat’ yani sürprizler diye bir ifade vardı. Bundan sonra Siyonist rejimle savaşta direniş cephesinin Gazze’nin Batı Şeria’nın, Lübnan ve diğer bölgelerdeki direniş kuvvetlerinin Siyonist düşmanla savaşında sürprizleri olacak mı ya da Siyonist düşmanı ne tür sürprizler bekliyor?
 
Tabii ki Direniş gücünü çok yükseltti ve sürekli arttırmakta. Direniş içindeki tüm zayıf noktalar teftiş edilip güçlendiriliyor. Dolayısıyla bizim sahip olduğumuz en büyük şey iman ve iradedir. Yüce Allah şunu buyurmakta, “Eğer Allah’a yardım ederseniz Allah da size zaferi verir ve sizin ayaklarınızı sabit kılar. “Bizim öyle kullarımız vardır ki şiddetli bir güce sahiptirler” buyrulmaktadır. Onlara gücünüz yettiği kadar güç hazırlayın buyrulmaktadır. Dolayısıyla bu iradeye sahip olmamız ve ülkelerimizi yıkma girişimlerine karşı durmamız lazımdır. İran ve Gazze onlarca yıldır muhasara altında ancak kendi üzerlerine vacip olan şeyi yerine getirmekten geri durmadılar. Lübnan da muhasara altında ancak orada da direniş ayakta durmaktadır. Füzeleri silahları İsrail’e yönlendirilmiş durumda beklemektedir.
 
Biz imanımızla, güçlerimizle, irademizle, inşallah önümüzdeki savaşı yine başaracağımıza inanıyoruz. Sürprizler Allah’ın elindedir ve bu Allah’ın vaadidir, basit imkânlarla dahi biz mücadele ettik ve bugün gücümüzü yükselttik. Direniş cephesi güçlendi, dolayısıyla sürprizler kaçınılmazdır. Bugün direniş hassas füzelere sahiptir. Burada Filistin’in özgürleştirilmesi için hakiki bir irade vardır. Gelecek savaşta sadece kendimizi korumayacağız, biz Filistin’İ özgürleştireceğiz. Siyonist rejime karşı savunmadan hücuma geçeceğiz. Dolayısıyla gelecek savaş sadece savunma savaşı değil, özgürleştirme savaşı da olacak.
 
Biz de size, Kudüs TV’ye ve direnişi seven Türkiye halkına çok teşekkür ediyoruz. Hisleriyle, duygularıyla, imanlarıyla ve davalarıyla Filistin halkını ve davasını destekleyen tüm Türkiye halkına selamlarımızı sunuyoruz. Allah’ın selamı üzerinize olsun.
 
 

Diğer Yazılarımız